Anayasa Mahkemesi (AYM), bir banka çalışanının işe iade davasında yaptığı başvuruyu inceleyerek önemli bir karar verdi. Bu karar, işten çıkarma bildirimleriyle ilgili tartışmalara yeni bir boyut kazandırdı ve hukuki süreçlerde dikkat edilmesi gereken önemli noktaları ortaya koydu. Banka çalışanı Gülşah Kale, iş akdinin feshi sırasında ve sonrasında yaşanan süreçte, işten çıkarma bildiriminin kendisine ulaştığı tarih ile bildirimi düzenleyen tarih arasındaki 5 günlük farkın kararın sonuçlarını etkilediğine vurgu yaptı.
İlk etapta İstanbul 11. İş Mahkemesi, Kale’nin çalışan olarak sahip olduğu hakları gözeterek, iş güvencesi kapsamında işe iadesine hükmetti. Mahkeme, çalışanın sağlık raporu ve fesih tarihleri dikkate alındığında, kıdem şartını karşıladığını ve işten çıkarma durumunun hukuka uygun olmadığını belirtti. Ancak, mahkeme üzerine yapılan bölgesel istinaf incelemesi, Kale’nin kıdem süresinin 5 ay 28 gün olarak kabul edilmesiyle, yasal şartların tam olarak yerine getirilmediği gerekçesiyle kararını değiştirdi ve davayı reddetti. Bu gelişmeler, çalışan hakları ve iş hukuku kurallarında yeni tartışmalara neden oldu.
Bahsi geçen kararın ardından, Kale bu duruma itiraz ederek Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. AYM, yapılan başvuruyu detaylı şekilde inceledikten sonra, ilk derece mahkemesinin sağlık raporu ve fesih bildiriminin ibraz edildiği tarihi dikkate alarak hakkaniyetli bir karar verdiğini belirtti. Analiz sonucunda, istinaf mahkemesinin gerekçesiz ve yetersiz değerlendirmeleri nedeniyle, çalışanın adil yargılanma hakkı ve karar gerekçesi esas alınarak, ihlal kararını verdi. Mahkemenin bu kararıyla birlikte, dosyanın yeniden yargılanmak üzere ilgili istinaf mahkemesine gönderilmesine karar verildi. Bu süreç, hükümlerin yeniden gözden geçirilmesine imkan tanımakta ve çalışan haklarının korunmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Ayrıca, AYM tarafından yapılan açıklamada, ihlal kararının mutlaka işe iade kararı alınması gerektiği anlamına gelmediği, ancak ilgili mahkemelerin delilleri ve hukuki ilkeler ışığında yeni bir karar vermesi gerektiği vurgulandı.
Sonuç olarak, 8 Nisan 2026 tarihinde verilen ve 29 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan karar, iş hukuku alanındaki uygulamalara yeni bir yön vermeyi amaçlamaktadır. Bu kararın, özellikle işten çıkarma süreçlerinde tarafların haklarının korunması ve yargı süreçlerinin adil bir biçimde işletilmesi açısından büyük önemi bulunmaktadır. İşverenler ve çalışanlar için hukuki açılardan önemli referanslar içeren karar, aynı zamanda yargı kararlarının gerekçeli olması ve delillerin tam olarak değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır, böylece benzer davalarda emsal teşkil edecek hukuki standartlar belirlenmiştir.
